Av Yaşamı FORUM
Duyurular:
Forum içinde;
 profilde yada eklenmiş olarak din,politika,örgüt veya bir partinin simgesi olan resimler kesinlikle
  kullanılamaz !!!

 
*
Merhaba, Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya üye olun. Eylül 06, 2010, 01:33:20 ÖS


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz


Sayfa: [1]   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: YANLIŞ UYGULANAN HUKUK KURALLARI VE AVCILARIN DURUMU...  (Okunma Sayısı 57 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Sayit ÜNSAL
OWNER
SİTE YÖNETİCİSİ
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1840


YAŞAMAK ...Ve bir orman gibi "KARDEŞCESİNE"


WWW
« : Mart 16, 2008, 07:11:24 ÖS »

Bu yazı dizisinin amacı, zor ve meşakkatli bir iş olan avcılık sporuna gönül vermiş, ülkesini ve doğayı seven, yurdunun doğal bitki ve hayvan varlığı ile, çevrenin korunmasına özen gösteren, yasalara saygılı, avlanma sürelerine ve limitlerine uyan gerçek avcılara, karşılaşacakları hukuki sorunlarla ilgili konularda bilgi vermek ve aynı zamanda yasaları uygulamakla görevli kolluk güçleri ile idareye ve yargı organlarına yardımcı olmaktır.

Merkez Av Komisyonu Kararları’nda avlanılması yasak saha olarak belirtilmediği halde, bazı ilçe kaymakamlıklarının, hatta daha da ilerisi o yöre ilçe jandarma komutanlıklarının ya da o bölgedeki arazilerin tümünü kendi av sahası ilan edip dışarıdan avcıların gelmesini istemeyen yöre avcılar kulübünün; kendilerine göre yasak av sahaları ilan edip, buralara giren avcıları jandarma marifetiyle derdest edip karakollara götürmeleri, tartaklamaları ve bir daha buralara gelmemeleri konusunda göz dağı vermeleri, görevi kötüye kullanma suçunu oluşturduğu gibi, kişi dokunulmazlığı ve özgürlüğünü kısıtlayarak, “Kanunun sarih olarak suç saymadığı bir fiil için kimseye ceza verilmez” ilkesine de aykırı davranışlar oluşturur. Böyle keyfi uygulamalar, ceza hukukunun temel normu olan “Kanunsuz suç ve ceza olmaz” ilkesinin de açık ihlali olup, sebep olanlar hakkında gerekli, idari ve hukuki her türlü takibat yaptırılır. Kimsenin yanına kâr bırakılmaz.

İşte bu tür hiç bir hukuki mesnedi olmayan keyfi davranışlar ile Yargıtay’a kadar intikal etmiş, Kara Avcılığı Kanunu’ndan kaynaklanan eylemlerle ilgili olarak yapmış olduğum araştırmaya göre; yerel mahkemelere, avcılıkla ilgili en fazla intikal eden konuların başında, avlanılması yasak saha ilan edilmiş yerlerde avlanmak, yasaklanmış usullerle avlanmak ya da yasak sürede avlanmak eylemleri gelmektedir. Bu konuda adli mercilerce yapılan soruşturma ve koğuşturma sonucunda verilen kararlarda da çoğunlukla; yetkili mercilerin emirlerine aykırılık suçundan dolayı TCK.nun 526/1 maddesi gereğince mahkumiyet hükmü verilmekte ve suça konu av tüfekleri ile av fişekleri de müsadere edilmektedir. Yerel mahkemeler bu konuda öylesine doğru karar verdikleri kanısındadırlar ki, temyiz sonucu bu karar yargıtayca bozulmuş olmasına rağmen eski hükümlerinde direnebilmekte ve bu nedenlede çoğu zaman adli mercilerce soruşturma ve koğuşturma yapılması usul ve yasaya aykırı olan ve tamamen idari nitelikteki para cezasını gerektiren bu davranışlar, Yargıtay Ceza Genel Kurulu’na kadar intikal etmekte ve aşağıda örneği verilecek olan kararlar ortaya çıkmaktadır.

Öncelikle şunu belirtmek istiyorum ki; yasaklanmış yerlerde ve yasaklanmış sürelerde avlanmak, mühre kurup çığırtkanla avlanmak ve av hayvanlarını tahnit etmek gibi eylemlere TCK.nun 526. maddesi uygulanamaz. Bu eylemler 3167 sayılı Kara Avcılığı Kanunu ile TCK.nun 526/1 maddesinde belirtilen emirlere aykırılık suçlarını değil, idari para cezasını öngören Çevre Kanununun 20. maddesine aykırı davranmak suçunu oluşturur. Bu itibarla, idari nitelikteki bu suçlardan dolayı adli mercilerce yargılama yapılıp hüküm kurulması hele de av tüfek ve fişeklerinin zoralımına karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.

Bu tür uygulamalara örnek olarak, Eylül 1998 tarihli ve 9 sayılı Yargıtay Kararları Dergisi’nden seçtiğim Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 09.06.1998 tarih, 1998/2-150 esas ve 1998/211 sayılı kararını örnek olarak veriyorum.
T.C. YARGITAY Ceza Genel Kurulu
E. 1998/2-150
K. 1998/211
T. 9.6.1998


MÜHRE KURUP ÇIĞIRTKANLA AVLANMA
EMİRLERE UYMAMA


Özet: Mühre kurup çığırtkan kullanarak avlanan sanıkların eylemleri 3167 sayılı Kara Avcılığı Yasası ile TCY’nın 526/1. maddesinde belirtilen emirlere aykırılık suçlarını değil yönetsel para cezasını öngören Çevre Yasasının 20. maddesine aykırı davranma suçunu oluşturur.
(765 s. TCK.m.526/1)
(3167 s.KAK.m.16)
(2872 s.Çevre K.m.20)

Yetkili mercii emirlerine aykırılık suçundan sanıklar İsmail ve Ali’nin TCY.nın 526/1, 647 sayılı Yasanın 4, TCY.nın 72. maddeleri uyarınca 450.000 lira hafif para cezasıyla cezalandırılmalarına, suça konu av tüfekleri ile fişeklerin zoralımına ilişkin (Çorlu Sulh Ceza Mahkemesi)’nce 11.06.1996 gün ve 43/413 sayı ile verilen karar, sanıkların temyizi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay İkinci Ceza Dairesi’nce 02.05.1997 gün ve 5386/5956 sayı ile;
“Oluş ve kabule göre sanıkların yasaklanmış yerde avlanmaktan ibaret eylemlerinin 3167 sayılı kanunun 4, 8 ve 24. maddelerine uygun bulunduğu nazara alınmadan TCK.nun 526. maddesi ile hüküm kurulması” isabetsizliğinden bozulmuştur.

Yerel mahkeme 30.09.1997 gün ve 221/417 sayı ile;
“Sanıkların üzerine atılı suç 3167 sayılı Kara Avcılığı Kanununun 16. maddesi gereğince Merkez Av Komisyonu kararına uymamaktır.

Merkez Av Komisyonunun 18.05.1995 tarih ve 60 sayılı kararının II. kısmının 7 nolu bölümünde yasak avlanma şekilleri belirtilip yayınlanmıştır. Sanıklar buna rağmen güme kurmak ve çığırtkan (mühre) kullanmak suretiyle avlanmışlardır.
Suçları yasak yerde avlanmak değil, yasak biçimde emirlere karşı gelerek avlanmaktır.” gerekçesi ile önceki hükümde direnmiştir.

Bu kararın da sanıklar vekili tarafından süresinde temyiz edilmesi üzerine dosya; Yargıtay C. Başsavcılığının “Bozma” isteyen 29.04.1998 günlü tebliğnamesiyle Birinci Başkanlığa gönderilmekle Ceza Genel kurulunca okundu, gereği konuşulup düşünüldü:

İncelenen dosyaya göre;
06.01.1996 tarihinde Şerefli Deresi mevkiinde güme kurmak ve canlı mühre (çığırtkan) kullanmak suretiyle Merkez Av Komisyonu kararlarına aykırı davrandıkları ileri sürülen sanıkların TCK.nun 526. maddesi ile cezalandırılmalarına karar verilen olayda Özel Daire ile Yerel Mahkeme arasında oluş ve sübutta bir uyuşmazlık yoktur. Çözülecek sorun sanığın hangi yasa hükümlerine göre cezalandırılması gerekeceğinin belirlenmesine ilişkindir.

TCK.nun üçüncü kitabının birinci babının Ammenin Nizamına Müteallik Kabahatler faslında yer alan “Selahiyyettar Mercilerin Emirlerine İtaatsizlik” başlıklı 526. maddesinin 1. fıkrasında; “Yetkili makamlar tarafından adli işlemler dolayısıyla ya da kamu güvenliği ve kamu düzeni veya genel sağlığın korunması düşüncesi ile kanun ve nizamlara aykırı olmayarak verilen bir buyruğu dinlemeyen veya bu yolda alınmış bir önleme uymayan kimse, eylem ayrı bir suç oluşturmadığı takdirde... cezalandırılır” hükmü yer almaktadır.

Maddenin 1. fıkrasının açık hükmünden birçok konuyu kapsayacak esnek bir düzenlemeye gidildiği; ancak konunun adli işlemler, kamu güvenliği, kamu düzeni ve genel sağlığın korunması ile sınırlandırıldığı anlaşılmaktadır.
TCK.nun 526. maddesinin 1. fıkrasının uygulanması sadece yetkili merciilerin emirlerine itaatsizlik halleri ile de sınırlı değildir. Nitekim Yasa koyucu bazı konularda yaptığı yasal düzenlemelerde suçun yaptırımını ayrıca belirlememiş, 5442 sayılı İl İdare Kanunu 66. Umumi Hıfzıssıhha Kanununun 301. maddeleri örneğinde olduğu gibi TCK.nun 526. maddesine yollama yapmakla yetinmiştir. Demek ki; TCK.nun 526/1. maddesinin uygulanabilmesi için;

1-
Verilen emir veya önlemin adli işlemler dolayısıyla ya da kamu güvenliği, kamu düzeni veya genel sağlığın korunması ile ilgili olması,
2- Eylemin ayrı bir suç oluşturmaması,
3- Başka bir yasa ile bu maddeye yollamada bulunulması gerekmektedir.
3167 sayılı kara Avcılığı Kanununun 2. fasıl başlığı Av Zamanı, Avlanma Yerleri ve Avlanma Vasıtaları şeklinde düzenlenmiş ise de; 4. maddede avlanma zamanları, 8. maddede avlanma yerleri, 9. maddede ise yasak avlanma yöntemi olarak zehirle avlanmak yasaklanmış, bu yasaklara aykırılıkların yaptırımları Yasanın 22, 24 ve 25. maddelerinde gösterilmiş olup, görüldüğü gibi güme kurmak, canlı mühre (çığırtkan) kullanarak avlanmak hususunda herhangi bir düzenlemeye yer verilmemiştir. Bu açıklamalardan da anlaşılacağı gibi somut olayda Kara Avcılığı Kanununun uygulanması olanağının bulunmadığı; ayrıca belirtilen şekilde avlanmanın kamu düzeni, kamu güveni ve genel sağlığın korunmasıyla bir ilgisinin olmadığı, yasanın diğer maddelerinde de TCK.nun 526. maddesine yollamada bulunulmadığı anlaşılmaktadır.
Öte yandan, Devletimizce de onaylanıp kabul edilen ve 20.02.1984 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren “Avrupa Yaban Hayatı ve Yaşama Ortamlarını Koruma Sözleşmesinin” 4 nolu ek listesi ile mühre ve çığırtkan kullanılarak avlanmanın yasaklanması, buna göre yasal ve idari önlemlerin alınması öngörülmektedir.

Çevrenin ve dolayısıyla doğanın korunması amacıyla ilgili uluslararası sözleşme ile koruma altına alınan (bitki-hayvan) ile alanların korunması konusunda tedbirler almak görevi, 09.08.1991 tarihli Kanun Hükmünde Kararname ile kurulan Çevre Bakanlığı Çevre Koruma Genel Müdürlüğüne verilmiş ve böylece avlanma metod ve şekilleri husunuda önlem almak ve uygulamakla Çevre Bakanlığı yükümlü tutulmuştur.

Ayrıca çevrenin korunması 2872 sayılı Çevre Kanunu ile düzenlenmiş, 1. maddesinde Kanunun amacının “ülkenin bitki ve hayvan varlığının korunması olduğu, 2/b maddesinde “Ekolojik denge” teriminin insan ve diğer canlıların varlık ve gelişmelerini sürdürebilmesi için gerekli şartların bütününü kapsadığı, 9. maddesinde ekolojik dengenin bozulması ve tahribinin yasaklandığı, 20/b maddesinde ise 9. maddedeki eylemlere aykırılığın para cezasını gerektirdiği belirtilmiş ve 24. maddede belirtilen para cezasının idari nitelikte olduğu belirtilerek, eylem adli yargının görev alanı dışına çıkarılmıştır.
Bu açıklamalar ışığında somut uyuşmazlık değerlendirildiğinde, sanıkların mühre kurup çığırtkan kullanarak avlanmaktan ibaret eylemlerinin 3167 sayılı Kara Avcılığı Kanunu ile TCK.nun 526/1. maddesinde belirtilen emirlere aykırılık suçlarını değil, idari para cezasını öngören Çevre Kanununun 20. maddesine aykırı davranmak suçunu oluşturduğu anlaşılmaktadır.
Bu itibarla, idari nitelikteki bu suçtan dolayı adli mercilerce soruşturma ve koğuşturma yapılması usul ve yasaya aykırıdır. Yerel Mahkeme direnme hükmünün saptanan bu değişik gerekçe ile bozulmasına karar verilmelidir.

Sonuç: Açıklanan nedenlerle Yerel Mahkeme direnme hükmünün yukarıda saptanan usule aykırılık nedeniyle ve değişik gerekçe ile (BOZULMASINA), isteme uygun olarak, 09.06.1998 günü oybirliğiyle karar verildi.

Görüldüğü gibi yalnızca bir idari para cezasını gerektiren eylem, nice yargılama aşamalarından geçmiş ve yerel mahkemelerin yanlış uyglamaları nedeniyle Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun gündemine gelmiştir.
Yerel mahkemeler bu konuda yeterli araştırma yapmadan karar verdikleri için hem zaman, hem de ekonomik güç kaybı meydana gelmekte ve sonuçta da en büyük zararı her olayda hedef tahtası seçilen avcılar görmektedirler.

Saygılarımla.

Av.İsmail Tanyeri
Moderatöre Bildir   Logged

Sayit ÜNSAL    Divriği /1956   Batıkent/ANKARA

Sayfa: [1]   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

MySQL ile Güçlendirildi PHP ile Güçlendirildi Powered by SMF 1.1.11 | SMF © 2006, Simple Machines LLC

Management by sunsal58
XHTML 1.0 Geçerli! CSS Geçerli! Dilber MC Theme by HarzeM
Bu Sayfa 0.051 Saniyede 20 Sorgu ile Oluşturuldu